Haber
23 Ocak 2020 - Perşembe 22:43
 
AŞIK SADIK DOĞANAY'IN 41. ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ
AŞIK SADIK DOĞANAY VE SOYAĞACI (1933 - 23 Ocak 1979)
KÜLTÜR SANAT Haberi
AŞIK SADIK DOĞANAY'IN 41. ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ

“ZİLELİ SADIK DOĞANAY” denildiğinde akla ilk gelen şey, usta Aşık’ın hafızalarımızda bıraktığı o güzel tat, TRT repertuarına kazandırdığı eşsiz eserler,  söylediği türkü, deyişlerdeki o derin manalar olsa gerek. Ama tüm bu güzelliklerin arkasında son derece çileli bir yaşam öyküsü vardır.

 

 

Büyük dedeleri Horasandan gelip Tunceli - Pertek’e bağlı olan Koçpınar köyüne yerleşirler. Daha sonraki zamanlarda sülale, bölünerek bir kısmı Yıldızeli’ne bağlı Kale köyüne yerleşir. Burada çok fazla kalmazlar, buradan da Zile’ye bağlı Reşadiye ve Kağızman bölgesine gelirler ama sivrisinek yüzünden buradan da ayrılıp Küçükaköz (Küçükağöz) oradan da son yerleşim yerleri olan Yücepınar köyüne yerleşirler.  Ailedeki güçlü âşıklık geleneği çok eskilere dayanmaktadır.  Aşığın dedesi  (1840-41 doğumlu) ünlü âşık “KEMTERİ”, amcası, aynı zamanda kayınpederi (Ebuzer DOĞANAY 1900-1965) “SEFİL EDNA” dır”.  

 


Âşık Sadık Doğanay, işte böylesine çok güçlü Âşıklık geleneği olan bir aileden, 1933 yılında Yücepınar köyünde, İbrahim ve Feruze Doğanay’ın üçüncü çocukları olarak dünyaya gelir. Doğuştan gözleri görmeyen Sadık Doğanay altı yedi yaşlarına geldiğinde, amcası aynı zamanda da ustası olan Ebuzer Doğanay’ın (Sefil Edna) desteği ile bağlama ve keman çalmaya başlar. Bağlama çalmaya çok istekli ve hevesli olan Sadık Doğanay amcasının köyde olduğu her vakti ondan bir şeyler öğrenerek değerlendir. Âşık’ın gözleri çok yakındaki cisimleri azda olsa gölge şeklinde seçebiliyor ve renkleri ayırabildiğinden köyün içinde ve çevresinde kimseye ihtiyaç duymadan gezebiliyor, kendi işlerini kendisi yapabiliyordu. Bazen tarlada ve harman gibi köyün işlerinde çalışır, diğer emsalleri ile hayvan otlatmaya gittiği olurdu, oyun oynamakta ve çalışmakta da arkadaşlarından geri kalmazdı. Gözleri görmediğinden okula gidememiş, ama merakı ve hevesi sayesinde çevresindeki bilgili kişilerden yararlanarak kendini yetiştirmekten geri kalmamıştır. 

 


Küçük yaşlardan itibaren amcasının da desteğiyle kendisini tasavvuf, edebiyat, bağlama çalma ve türkü söyleme konusunda geliştiren Sadık Doğanay, 15 yaşlarında iken cemlerde bağlama çalmaya ve deyiş söylemeye başlar. Ağabeyi Şah İsmail Doğanay, babası İbrahim Doğanay’dan dedelik postunu devraldığında ağabeyi ile birlikte çevre köy ve kasabalarda zakirlik yapmaya başlar. İleriki zamanlarda ağabeyi Şah İsmail veya kardeşi Rıza ile cem yürütmek veya konser vermek için birçok vilayete gitmiş, yavaş yavaş çevre il ve ilçelerde adından söz ettirmeye başlamıştır. 

 


Evlenme çağı geldiğinde gözleri görmediği için kimse ona kız vermek istemez. Amcası ve ustası olan Sefil Edna kızı Satı’yı gönül rızasını da alarak Sadık Doğanay’la nişanlar. Satı hanımla yaklaşık üç yıl nişanlı kalan Âşık, yirmialtı yaşında dünya evine girer. Yadigâr, Zöhre, Abuzer, Kemalettin ve Mürüvvet olmak üzere beş çocukları olur. 

 


Tek geçim kaynağı zakirlik ve çalıp söylemek olan, aile büyükleri ile aynı kaderi paylaşan Aşık, ailesini geçindirmek için sık sık yollara düşer. Amasya, Çorum, Yozgat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Tunceli, Kars, Adana gibi illerde cemler yürütmüş, zaman zamanda konserlere katılmıştır. Zamanının çoğunu köyünden ayrı geçiren Sadık Doğanay, bazen haftalarca, bazen de aylarca köyüne dönemezdi. Taliplerinin yol aşkı için verdikleri yiyecek, giyecek ve paraları kardeşleri dâhil tüm ailesine paylaştırırdı. Son derece engin ve gani gönüllü bir yapısı, sakin ve alçakgönüllü bir kişiliğe sahip, oldukça cömert, kin tutmayan, espri yapmayı seven, şakacı, kendisiyle son derece barışık ve herkes tarafından sevilen bir yapısı vardı.

 


Kendine has geliştirdiği bir bağlama çalma tekniği vardır. Tezene vuruşlarını genellikle aşağıdan yukarı yapmakta, yöre âşıkları arasında “Âşıklama düzeni” de denilen bağlama düzeninde saz çalmaktaydı. Zamanın bağlama çalma tekniklerini göz önüne aldığımızda oldukça ileri seviyede ve akıcı bağlama çalabilmekteydi. İki oktava yakın ses aralığı, çok düzgün diksiyonu, kendine has ses rengi ve söyleyiş tarzıyla kısa zamanda ünü radyo evlerine ulaşmış, Ali Ekber Çiçek, Arif Meşhur gibi sanatçıların dikkatini çekerek, etkilemeyi başarmıştır. Ali Ekber Çiçek’in, birçok kereler Aşığın yanına gelip bazen günlerce bazen de haftalarca yanında kaldığı, onun bağlama tekniğini ve eserlerini öğrendiği bilinmektedir. 

 


Ali Ekber Çiçek, Nida Tüfekçi, Arif Meşhur, Nebi ve Fadime Yılmaz ve daha birçok derlemeci ve sanatçı tarafından türküleri derlenip notaya alınarak TRT arşivlerine katılır. Ancak bazı eserleri Âşığın izni olmadan veya kendi adı hiç geçmeden her yerde çalınıp söylenmeye başlar. Buna çok içerleyen Âşık kızıyor olmasına rağmen, alçak gönüllülüğünü gösterir ama tek isteği vardır, kendi türküleri okunurken adının geçmesini ister. 

 


 “El vurup yaremi incitme tabip”,  “Gönül gel varalım gülşen bağına”, “Bir güzel methedeyim” gibi ünlü olan birçok eserin Ali Ekber Çiçek tarafından 16-01-1970 tarihinde rahmetli emekli öğretmen Hidayet Açış’ın Zile’deki evinde derlenmiştir. “Yandı yürek yar elinden” eserini Ali Ekber Çiçek, TRT müzik dairesine kendisini kaynak kişi olarak göstererek vermiştir. Hâlbuki aynı eser, Nebi-Fadime YILMAZ tarafından 1979 yılında ölümünden çok kısa bir süre önce derlenmiş ve 06-02-1980 tarihinde notaya alınmıştır ve orijinal ses kayıtları ve notaları elimizde mevcuttur. Bununla beraber aynı derlemede yine TRT repertuvarında THM inceleme sıra no 3836 olan “Nasıl yar diyeyim ben böyle yara” adlı deyişini de Pir Sultan Abdal mahlasıyla ve kendisini kaynak kişi olarak göstererek repertuvara kaydettirtmiştir. Hâlbuki elimizdeki Sadık Doğanay ses kayıtlarından deyişin Derviş Ali’ye ait olduğunu anlıyoruz. Daha sonra “karadır kaşların ferman istemem” diye başlayan ikinci kıtası deyişe dışardan monte edilmiştir. Bu durum Pir Sultan şiirleri incelendiğinde apaçık ortaya çıkmaktadır. 

 


O dönemde Âşık Sadık Doğanay’ı çok seven ve adeta sahiplenmiş olan, iyi bir nüfuz sahibi Dr. Recai Özdil bu duruma isyan etmiş TRT’ye müracaat ederek Âşığın birçok eserinin adına kayıtlı olmasını sağlamıştır. Buna rağmen Aşığın birkaç eseri başkalarının adına tescil edilmiştir. Kendisi de müzisyen olan Dr. Recai Özdil, Doğanay’ın birçok eserini kayıt edip arşivlemiştir.  Ancak, günümüzde Âşığın eserlerinin telif haklarından gelen parayı ailesi değil de, fikir ve sanat kuruluşlarında eserleri kendi adlarına tescil ettirmiş olan alâkasız insanlar almaktadır. Geçtiğimiz yıl bu konuyu MESAM’ın avukatı Zeynep hanımla bizzat telefonla görüşerek aktardığımızda; Sadık Doğanay’ın bazı eserlerinin başka kişilerin adlarına kayıtlı olduğunu söylediğimizde; Merhum Ali Ekber Çiçek üstadın ölümünden yaklaşık bir yıl önce Mesam’ı ziyareti sırasında “kendi adına kayıtlı olan bazı eserlerini aslında kendisine ait olmadığını fakat eserlerin kaybolmaması için kendi adına kaydettirdiğini ve eserlerin asıl sahiplerinin isimlerini söylediğini” öğrendik, bu durum da bizi ziyadesiyle sevindirdi tabii ki.

 


Davut Sulari, Abdullah Papur gibi dönemin ünlü âşıkları ve halk ozanları Sadık Doğanay’ın köyündeki evinde birçok kereler misafir olmuştur.  Daha birçok ünlü âşık Sadık Babaya misafir olmuş saz çalıp meşk etmişlerdir. Hüseyin Tavşancı, Karslı Galip Çavuş’ta köye gelip kendisine misafir olanlardandır. 
Âşıklığa başladığı ilk yıllarda Nesimi, Şah Hatayî,  Fuzuli, Pir Sultan Abdal, Âşık Veli, Derviş Ali ve daha birçok Âşık’ın deyişlerini usta malı olarak söylemiş, bununla birlikte de yavaş yavaş kendi deyişlerini havalandırmıştır. Kendi deyişleri daha çok tasavvuf ağırlıklı Ehl-i Beyt yoluna söylenen duaz-ı imam ve mersiyelerden oluşmaktadır. Deyişlerinde “Sadık, Âşık Sadık ve Sadık Baba” mahlaslarını kullanmıştır. 1960’lı yıllardan itibaren Zile radyosunda deyişleri yayınlanan Sadık Doğanay, Ankara ve İstanbul radyolarında mahalli sanatçı olarak ses kayıtları yapılmış, Çukurova, Diyarbakır ve Antalya radyolarında da yine misafir sanatçı olarak ses kayıtları yayınlanmış ve türküler söylemiştir.

 


Kendi memleketi Zile’de ve gezdiği tüm yörelerde çok sevgi kazanmış olan Sadık Doğanay, herkes tarafından çok sevilir ve hürmet görür. Bir o kadarda özverili ve çileli bir yaşamı olan Âşık Sadık Doğanay henüz 46 yaşında ve hayatının en verimli döneminde iken 23 Ocak 1979 sabahı saat yedi- sekiz civarında kalp krizi nedeniyle hayata gönül gözlerini yumar ve Yücepınar köyünde dedesi “KEMTERİ” ve ustası “SEFİL EDNA” nın yanlarına defnedilir. Yöredeki âşıklık geleneğinde Sadık Doğanay’ın güçlü etkisi hala kendini hissettirmektedir.


 
Âşığın TRT repertuvarındaki kendi adına kayıtlı eserleri şunlardır
El vurup yaremi incitme tabip. 
Bir güzel methedeyim    
Bir güzelin hasretinden        
Gönül gel varalım                        
Her sabah her sabah gülşen içinde                
İzzetli hürmetli bilirim seni      

                 

Kaynak: Necdet Kurt  - Halkbilimci - Araştırmacı, Yazar
SERÇEŞME Dergisi, Sayı 5

Kaynak: Editör:
Etiketler: AŞIK, SADIK, DOĞANAY'IN, 41., ÖLÜM, YIL, DÖNÜMÜ, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı